Düşük tansiyon, genellikle, kalpteki bir değişiklikten kaynaklanır. Yüksek tansiyona ise ince kan damarlarındaki bir değişiklik neden olur. Kalp, kastan yapılmış bir pompadır, Tıpkı radyatörlerin tümüne su basan bir kalorifer pompası gibi çalışarak kanın vücuttaki gerekli dokulara gönderilmesine yetecek bir basınç oluşturur. Bu iş için, kalp kası düzenli aralıklarla kasılıp gevşer. Kasılıp gevşemeler, kan basıncını yükseltip alçaltır.
Kalbin pompaladığı kan miktarı, kişinin tansiyonunun yani kan basıncının düzeyini belirlemede önemli bir etkendir. Su musluğu açıldıkça daha bol ve daha basınçlı bir su akışının elde edilmesi gibi, örneğin kişinin hızlı hareket ettiği anlarda kalbin daha hızlı ve daha güçlü çarpması, kan basıncını yükseltir. Ancak, tansiyonu yükselten önemli bir etken daha vardır. Bu etken, dokuların içindeki ince kan damarlarının durumudur. İnsan vücudundaki büyük atardamarlar, çapı daha küçük atardamarlara ayrılır. Bu atardamarlar adına arteriol denen çok dar kan damarlarına ayrılır. Arterioller de bölünerek ince çeperli kılcal damarları oluştururlar. Kanın içinde bulunan oksijen ve glikoz dokulara bu kılcal damarlardan geçer. Arteriollerin kalınlığı milimetrenin onda biri kadardır. Kalpten, gelen kan, arteriollere varıncaya kadar gittikçe daha dar yollara girmek, ayrıla ayrıla yol almak zorunda kalır. Kan akışının karşısına dikilen bu dallara ayrılmış yol ağı, kanın basıncını, yani tansiyonu yükseltir. Beyin, arteriollerin çapını genişletip daraltarak tansiyonu denetim altında tutabilir, insan, elini akan bir musluğun altına tuttuğunda suyun güçlü basıncını duyar. Aynı musluğa küçük bir süzgeç taktığında basıncın azaldığını görür. Bunun nedeni, suyu basan pompanın gücünün azalması değil, suyun küçük deliklere dağılmasıdır. Süzgece alttan elle sıkıca bastırılırsa, su, süzgeçle musluk arasındaki eklem verinden büyük bir güçle fışkırır.
Devamını oku »