2010 Ocak | Hayat Güncem

Ocak, 2010için arşiv

Ülser Hastalığı

Ülser, deri yüzeyinde ya da mukozada oluşan, yayılma ve derine inme eğilimi gösteren bir yaradır. Ülser genellikle çok çalışanların sürekli gerilim içinde olanların hastalığı olarak bilinir. Oysa bu hastalığa, erkekler kadar olmamakla birlikte kadınlar da yakalanır. Her on kadından biri, yaşamının bir döneminde peptik ülser olur. Bunların sayısı aynı hastalığa yakalanmış erkeklerin sayısının yarısı kadardır. Ruhsal gerginliğin hastalığın etkeni olduğu yolundaki görüş ise kesin bir biçimde kanıtlanmış değildir.

Sindirim sistemi ülserlerine peptik ülser adı verilir. Bunlar oluştukları yerlere göre üçe ayrılırlar. Midedekilere gastrit; ince bağırsağın üst bölümündekilere duodenal ve yemek borusunun alt bölümünde oluşanlara ise sofagal ülser denir. Ülserin nedeni bilinmemektedir. Ancak mide ya da onikiparmak bağırsağı çeperlerinin bir bölümünün Sindirim özsularıyla asitlere karşı dayanıklılığını yitirmesi sonucu oluştuğu sanılmaktadır. Sindirim özsuları çeperin zayıflayan bölümünü aşındırır ve burada kapanmayan bir yara oluştururlar.

Devamını oku »

Şeker hastalığı

Ağır bir şeker hastalığı (diabet) önemli bir hastalıktır. Özellikle gençlerde ölümle sonuçlanabilir. Şeker hastalığını iyileştirecek bir tedavi yöntemi henüz bulunmuş değildir. Ancak, özenli bir beslenme düzeni uygulamasının ve ensülin iğnelerinin yardımıyla şeker hastalığı denetim alfmda tutulabilir. Hasta böylelikle, normal bir yaşam sürebilir. Şeker hastalığı sürekli bir hastalıktır; yani şeker hastası olan kişi, yaşamı boyunca öyle kalır. Fakat bazı kadınlar gebelikleri süresince geçici şeker hastası olurlar. Çok az rastlanan birtakım durumlarda da, ağır bir hastalık, kısa süreli bir şeker hastalığına yol açabilir.

ETKİLERİ

 Şeker hastalığı, vücudun şekeri kullanışını denetleyen ensülin hormonunun eksikliğinden doğar. İnsan ekmek, çörek ya da şeker ve karbonhidrat içeren herhangi bir besin yediğinde bütün bu değişik şeker türleri ve karbonhidratlar sindirim sürecinin bağırsaklardaki aşamasında kimyasal bakımdan basit bir şeker olan glükoza dönüşür. Midenin hemen altında bir organ olan pankreasın ürettiği ensülin, glükozun kan dolaşımına karışması İşlemine yardım eder. Kan dolaşımına giren glükoz, kas etkinliğinin ve öteki vücut işlevlerinin gerçekleştirilmesine yardımcı olur. Hemen kullanılmayan bölümü, ileride enerjiye ya da yağa dönüşmek üzere karaciğerde depolanır. Bir şeker hastasında pankreas, kan dolaşımı içinde kullanılabilecek yeterli ensülini üretemez. Glükoz olmayınca, güç yaratmak için, kaslar önce kendi yedeklerini, sonra da yakınlarındaki yedekleri kullanmak zorunda kalırlar. Bu durumda keton adı verilen birtakım asitler ortaya çıkar. Ketonların vücutta birikmesi, bulantılara ve güçsüzlüğe neden olur. Öte yandan, kan dolaşımındaki glükozun oranı artar. Çünkü ensülin olmaması, dokuların glükozu kullanmasına da, glükozun karaciğerde depolanmasına da engel olur. Kanı bu fazla şekerden kurtarmak için, böbrekler dolaşımdan büyük miktarda su çekmek zorunda kalırlar. Şeker hastalarının olağandan fazla küçük aptese çıkmalarının ve idrarlarının olağanın üzerinde bir oranda şeker içermesinin nedeni budur.

Devamını oku »

Sistit hastalığı

Sistit, insana “hayatı zindan” edebilir. Günde üç, dört kez küçük aptese giden bir kiÅŸi, sistit olunca bu iÅŸi saatte üç, dört kez ve üstelik acı çekerek yapmak zorunda kalır. Sistit, daha çok kadınlarda görülür. Tüm kadınların % 23 kadarı, yaÅŸamının herhangi bir döneminde sistit geçirir. Yinelemeyen, tek bir nöbetle sınırlı kalan sistit, doktora baÅŸvurularak, hatta evde tedavi ile bile kısa sürede kesin olarak geçirilebilir. Fakat bazı kadınlarda sistit yıllar boyu üsteleyen, kimi kez birkaç saat, kimi kez aylarca süren bir illettir. Neden bazı kadınların sistite daha yatkın olduÄŸu bugüne kadar anlaşılamamıştır. Bu gibi kimselerin sistite karşı önlem almaları gerekir.

SİSTİTİN BELİRLENMESİ

Devamını oku »

Siroz Hastalığı

Siroz, karaciÄŸer hücrelerinin ilaçlar, hastalık ya da baÅŸka etkenlerle yenilenmelerinden daha büyük bir hızla ölmeleridir. Böyle bir durumda ölen hücrelerin yerini lifli bir doku kaplar, karaciÄŸer iÅŸlevini yerine getirememeye baÅŸlar. Hastalık nedeni ortadan kaldırılsa bile yıkıma uÄŸrayan karaciÄŸerin düzelmesi olanaksızdır. Hastalık 5-10′yıl boyunca ilerledikten sonra ortaya çıkar.

SİROZUN NEDENLERİ

Devamını oku »

AbraÅŸ

Vitiligo da denilen bu cilt hastalığı her 300 kişiden birinde görülür. Şeker ya da anemi pernisyöz hastaları arasında daha yaygındır. Sağlığa pek bir zararı yoktur ama özellikle koyu derili kişilere çirkin bir görünüm verir.

Belirtiler yüzde, koltukaltlarında ve kasıklarda beliren çok soluk, hemen hemen beyaz renkteki lekelerdir. Böylesi lekelerin geliÅŸme nedeni bilinmemekle birlikte, bünyenin derideki pigment hücrelerine antikor ürettiÄŸi sanılmaktadır. Sedef hastalığı gibi, abraÅŸ da kalıtımsal özellik gösterme eÄŸilimi taşır. AbraÅŸ yaÅŸamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir, ancak 20-30 yaÅŸ arasındakiler abraÅŸa daha yatkındırlar. Hastalığın kesin tedavisi yoktur. Ancak hastalığa yakalananların % 30′ unda hastalık kendiliÄŸinden geçer ama daha çok yayıldığı da olur. Çok ender olsa da, steroid kremleri sayesinde cilt, eski rengini almaktadır. Sedefliler için geçerli olan PUVA tedavisi abraÅŸlılara da uygulanmış, bir ölçüde de baÅŸarı saÄŸlanmıştır. Burada da, derinin yanmasını önlemek için, kızılötesi A ışınlarından önce methoksipsoralen hapı alınır. Ancak tedavinin düzenli olarak aylar hatta yıllar boyunca uygulanması gerekir. Üstelik tedavi hem pahalıdır hem de henüz deney aÅŸamasında olduÄŸundan hastayı da tehlikeye sokmaktadır.

Devamını oku »

Sedef Hastalığı

Başkaları tarafından rahatlıkla görülebildiğinden, cilt bozuklukları hastaları özellikle rahatsız eder. Cildin birçok yerine yayılmış ve çirkin görünümlü bir yara ya da doğal rengini yitirmiş bir deri, kişiyi utangaç ya da çok duyarlı yapabilir. Ömür boyu süren bir hastalık sürekli mutsuzluk nedeni bile olabilir. Sedef ile abraş da bu tür hastalıklardandır. Sedef, yarattığı fiziksel sonuçlar nedeniyle daha önemlidir. Bu iki hastalığın nedenleri konusunda çok az bilgi olmasının yanı sıra tam tedavi de sağlanamamaktadır. Ne var ki, uygulanan tedavi, sedefin azdığı dönemlerde oluşan rahatsızlığı azaltabilir. Kozmetikler sayesinde de abraş gizlenebilir.

SEDEF

Bu hastalık en yaygın deri hastalıklarından biri olup her 30 kişiden bir kişide görülür. Çoğunlukla 14 ile 24 yaşlar arasında başlar ve ömür boyu sürer. Ancak kimi hastalarda birkaç kez ortaya çıkıp kısa sürede yok olur. Ne var ki, bazen aylar hatta yıllar sonra bile ortaya çıktığı da olur.

SEDEF TÜRLERİ
Sedef kendisini dört yara türüyle açığa vurur. En sık rastlanan türünde sedefli bölgedeki cilt koyu kırmızı ya da mor bir renk alıp, kalınlaşır ve çoğu kez kolayca soyulabilen tabakalar biçimindeki gümüş renkli pullarla örtülür. Çoğunlukla dizlerde ve dirseklerde oluşur. Ancak azdığı dönemlerde kolların, bacakların, ellerin, ayakların ve karın kısmının büyük bölümünü kaplar. Kafatasında da pul pul tabakalar oluşsa da yüz fazla etkilenmez.

Devamını oku »

Sara

Sara (epilepsi) genellikle geçici bilinç kaybı ve kasılmalar gibi belirtiler gösteren bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan bir araştırma sonucuna göre, her iki yüz kişiden birinde hafif de olsa sara belirtileri görülmektedir. Hastalığa yol açan birçok neden olmakla birlikte, sara nöbetleri genellikle idyopatiktir. İdyopatik sıfatı, oluşunda bir neden gösterilmeyen hastalıklar için kullanılır. Yani, sara nöbetleri beyni etkileyen bir başka hastalığın sonucu olarak değil, beynin elektrokimyasal mekanizmalarında meydana gelen ve nedeni bilinmeyen aksaklıkların bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Saranın ortaya çıkmasında kalıtımsal etkenlerin rolü olduğu kanısı oldukça yaygındır. Oysa, bu görüşü doğrulayacak hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, yine de çoğu kez hasta kişinin ailesinde saralılara rastlanmaktadır. Bazı durumlarda saranın, beyindeki patolojik bozukluklardan meydana geldiği bilinmektedir. Bu tür saranın ameliyatla tedavisi mümkündür. Ancak, saralı hastaların büyük çoğunluğunda hastalık idyopatiktir. Sara, kadınlarla erkekleri aynı oranda etkileyen oldukça yaygın bir hastalıktır. Nedeni bilinmeyen hastalıkların en tehlikelilerinden biri sayılmaktadır. Eski insanlar, saralıların kötü ruhlar tarafından etkilendiği inancını taşırlardı. Günümüzde bile, birçok insanın bu yanlış görüşü taşıdığı bilinmektedir, özellikle sarayı utanılacak ve gizli tutulacak bir hastalık sayan bazı hastalar, tedavi olanaklarından yararlanmamaktadırlar.

Devamını oku »

Saman Nezlesi

İlkbaharın sonu ve yaz başlangıcı saman nezlesi için en kötü dönemdir. Yeryüzünde milyonlarca kişi bu dönemde saman nezlesi çeker. Burunları akar, gözleri kızarır ve şişer. Rahatsız edici, boğazı acıtan bir öksürük olur. Bütün bu belirtiler günlerce sürebilir. Ancak son yıllarda belirtilerin ilaçlarla hafifletilmesinde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Fakat görülen iyileşme genellikle geçici olmaktadır.

Eskiden, hastalığın nedeninin saman yani kurumuÅŸ ot olduÄŸu sanıldığından, hastalığa bu ad verilmiÅŸtir. Gerçekten de kuru ot, aksırığa, burun akmasına, gözlerin kızarıp sulanmasına neden olur. Ne var ki bugün, saman nezlesinin bazı otlarla birlikte aÄŸaçların ve baÅŸka bitkilerin çiçek “tozlarıyla (polen) meydana geldiÄŸi bilinmektedir. Saman nezlesi çekenlerde yukarıda sözü edilen belirtilerin görülmesinin nedeni bu kiÅŸilerin çiçektozlarının bir ya da birkaç türüne karşı alerjik olmalarıdır.

Devamını oku »

Tifüs

Bu hastalığın nedeni Rickettsia grubundan bir mikroptur. İnsandan insana bitlerle bulaşır. Hastalık vücutta hızla gelişir ve ölümlere bile yol açabilir. Bit mikrobu, hasta bir kimsenin kanını emerek alır ve vücut sıcaklığı daha düşük olan sağlam bir insana aktarır. Bit sağlıklı kişiyi ısırdığında dışkısı ısırık yerinden kaşınma yoluyla vücuda girer. Hastalık çocuklarda daha hafif olur ve bağışıklık sağlar.

TİFÜS BELİRTİLERİ
Birdenbire yükselen ateÅŸ, üşüme, baÅŸ aÄŸrısı, kusma, öksürük, göğüs ve kas aÄŸrıları bellibaÅŸlı belirtilerdir. Döküntü ortaya çıkana kadar tam bir teÅŸhis konulamaz. Hastaların % 10′ unda döküntü görülmez.

Devamını oku »

Tifo ve Paratifo

Tifo hastalığı, Salmonella typhi bakterisinin neden olduÄŸu bulaşıcı bir hastalıktır. Salmonella mikrobunun’ çeÅŸitli tipleri vardır. Kimi tipler gıda zehirlenmesine de yol açar. Belirtileri ve yayılma biçimi açısından tifoya çok benzeyen paratifonun nedeni de Salmonella paratyphi’dir. Paratifo basilinin baÅŸlıca iki tipi vardır. A ve B adlarını taşıyan bu tiplerin sonuçları aynıdır.

HASTALIÄžIN YAYILMASI

Tifolu ya da paratifolu kişinin idrarında ve dışkısında bol miktarda mikrop bulunur. Mikroplu dışkı, içme suyuna ve musluklardan akan suya karışacak olursa, mikrop başkalarına da geçer. Ancak su gerektiği gibi arı-tılırsa mikroplar yok olur. Kanalizasyon sisteminin olmadığı ve dışkıların tuvaletler dışındaki yerlere bırakıldığı bölgelerde tifo ve paratifo mikroplarının o bölgedeki ırmak ve derelere karışma olasılığı çok yüksektir. Bu ırmak ve derelerden su kullanan herkes tifo ya da paratifoya yakalanabilir. Gelişmiş bir ülkede bile kanalizasyon ve su sistemleri bozulduğunda salgınlar baş gösterebilir. Tifo çoğu kez mikroplu yiyeceklerden özellikle de dondurma, süt ve konserve yiyeceklerden bulaşır. Hastalık ya bu ürünlerin hazırlandığı yerlerdeki kişilerin tifo mikrobu yaymasından ya da kullanılan suyun mikroplu olmasından kaynaklanır. Kabuklu deniz hayvanları da tifo salgınlarının nedeni olabilirler. Batı ülkeleri de içinde olmak üzere birçok ülkede lağım suları hiçbir işlemden geçirilmeksizin borularla denize akıtılır. Deniz kabukları besinlerini sudan aldıklarından mikroplar solungaçlarında birikir. Eğer lağım suyunda tifo basili varsa solungaçlara yapışır ve yiyenleri etkiler. Özellikle çiğ yenen ya da iyice pişirilmemiş deniz ürünleri bu açıdan oldukça tehlikelidir.

Devamını oku »


Sitede yer alan makaleler ve yazılar tamamen bilgilendirme amacı ile verilmiştir. Doğacak sonuçlardan site yönetimi sorumlu değildir. Hastalıklarınızda doktorunuza danışmadan hiç bir tedaviye başlamayınız.